TELEFONDA KONUŞMA ÂDÂBI

TELEFONDA KONUŞMA ÂDÂBI
Telefon açtığımızda, karşımızdaki kişinin müsait olup olmadığını kontrol ederek hareket etmeliyiz. Hiç unutmam, bir gün bir arkadaşımı aramıştım. Havadan sudan konuşurken adamın adeta havada nefes alamadığını, suda boğulur gibi olduğunu hissettim. O günden sonra havadan sudan konuşmanın çok da mantıklı olmadığını düşündüm. (İroni içerir.)
Zaman eskisi gibi değil artık, mesajlaşmak neredeyse bedava. Uzun uzadıya konuşacaksak öncesinde “Müsait misin?” ya da “Müsait olunca dönebilir misin?” diye sormak en doğrusu. Tek kelimelik bir cevap için de telefon açıp insanları meşgul etmek yerine yazışabiliriz. Zaten paldır küldür arayıp hemen ardından “Müsait misin?” diye sormak pek akıllıca bir yöntem değil. Karşı taraf bazen sadece nezaketen bize katlanıyor olabilir, bu durumu suistimal etmemek gerekir.
Bir detay daha var ki hiç unutamam… Arkadaşın biri, tam bir buçuk saat boyunca “uzun konuşmanın zararlarını” anlatmıştı. (İroni değil ama telefonda da değil.)
Geçenlerde, telefonda uzun uzadıya konuşmaktan nefret ettiğimi çok iyi bilen bir başka arkadaşımla görüştüm. Bana, “Benim vaktim bol, müsaitsen konuşalım. Sıkıldığın an telefonu yüzüme kapatabilirsin, hiç sorun etmem” dedi. İçimden, “Gadanı alayım senin” dedim.
Bazıları da kendileri telefon açınca susmak bilmiyor, başkasından telefon gelince işleri varsa, bu da açtı mı kapatmak bilmiyor, diye söyleniyor. Bu da kayıtlara düşsün.
Sözün özü; bu meseleyi ustaya havale etmeden, doğrudan kendim kaleme alayım istedim. Gerçi ustama kalırsa, “Beni sadece işi düşen arasın arkadaş” diyor. Anlayacağınız, herkesin derdi başka…
Çay varsa içelim.
M’S
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



