Ben Buyum Diyen O Değildir (Ankara Edebiyat 04.06.2026)

oplus_2
Ben Buyum Diyen O Değildir
En nitelikli müstağni kimdir diye sordum ustama…
Ustam, ona teklif edilen dünya nimetlerinden çay hariç diğerlerini elinin tersiyle itenlerin edasıyla…
“Guzum, hiçbir şey alamayacağını anladıktan sonra değil de birçok şey elde edecekken kendisine verilecek olanları elinin tersiyle itenlerdir müstağniler” dedi.
Diğerleri ise “istemem yan cebime koy” tavrında olup ceplerinin biri daima açık olanlardır.
Bir kitapta okumuştum: “Eli kesik olanın hırsızlık yapmamakla övünmesi samimi değildir.”
Cezaevindeki bir insanın suç işlememekle övünmesi de öyle.
İnsanlar üst perdeden atıp tutarken, sınanır sınanmaz yelkenleri suya indiriyor, hatta bir zamanlar ayıpladığı ikramlar kendilerine sunulunca bunları kabul ediyorlarsa burada samimiyetten söz edilemez.
Yalnız yaşayan bir insanın gıybet etmemesi, zengin birinin küçük çaplı konularda cömert olması övünülecek şeyler değildir.
Ve yine zengin birine teklif edilen yardımı kabul etmemesi…
Bunlar sıradan gibi görünen ama önemli işlerdir.
Ortamlarda sürekli duyarız:
“Bana şu şu makamlar teklif edildi de ben kabul etmedim…”
Bunu diyenlerin bir kısmı ya daha büyük bir makam beklemekte ya da teklif edilen makamı beğenmemektedir.
Üçüncü bir seçenek de vardır; makamı önemliyse bu makamı kendisine değil de başkalarına lâyık görmüştür ama bu seçeneğin yaşanması pek zordur.
Bir de makamı “ateşten gömlek” olarak nitelendirilenler vardır. Konumuzla ilgili değil ama bu da önemli bir şeydir.
Başarılı olabileceği halde teklif edilen makamı “ateşten gömlek” olarak nitelendirip de o makamı kabul etmeyenler de büyük vebal altındadır.
Tabii bir başkasının yapamayacağı bir iş ise.
Kimimiz “ben kabul etmesem olmayacaktı, önemli bir görevdi” falan deriz de buna pek inanmayın; bu, cebin birini açık bırakanların hasletleridir.
Ne yani, bu makamları istemeyelim mi? dediğinizi duyar gibi oluyorum.
İnsanlar yaratılış itibarıyla makama da paraya da lükse de düşkündürler.
Bir vadi dolusu altın verseler bir vadi dolusu daha isterler.
Övünmek de insan içindir, gösteriş de insan içindir.
Bu yazının konusu tam da budur!
Her birimiz tam anlamıyla müstağni insanlar değiliz.
Masivaya savaş açmış olsak da bu savaşta kuşanmamız gereken kılıçlar mahzende saklıdır.
O kılıçları elimize verenlerden de hazzetmeyiz pek.
Hatta onları o kılıçla kesmeyi bile göze alabiliriz. Etrafımızda doğruları söyleyen insanlar neden az sanıyorsunuz? Kestiğimiz için uzaklaştılar bizden.
Onlar, kendilerine insanların gönlünde yer bulamadıkları için dağın koyağına çekilmediler mi?
https://ankaraedebiyat.com.tr/ben-buyum-diyen-o-degildir/
İsterken ölçülü istemek var.
Layık olduğumuz şeyi istemek var.
Batman sekisinde oturup İstanbul türküsü çığırmanın en başta kendimize zararı var.
Yeter ki etrafımızdaki insanları kıskandıralım da ne iş olsa yaparım havasında olmamak lazım.
Müstağni gibi davranıp da kapalı kapılar ardında çalmadığımız kapı bırakmadıkça, bir başkası için değil de yapamayacağımız işleri kendimiz için istedikçe ve akabinde de bunları istemiyormuş gibi yaptıkça inandırıcı olmuyoruz.
Gençlerin şımarıklığından söz ediyoruz, vurdumduymaz hallerinden dem vuruyoruz, gençlerin iş beğenmemesi bizleri rahatsız ediyor ama gençlerden bin beter tavırlar sergiliyoruz.
Düğünlerdeki, mezuniyet törenlerindeki şatafatlı işlerden rahatsız oluyor fakat protokol denildiğinde en gösterişli karşılama merasimini biz yapıyor, en ön tarafa oturup önemli kişilerle aynı karede bulunmak için kafamızı uzatıyoruz insanlar arasından.
Bunları yapma imkânımız yoksa yapanlardan nefret ediyoruz ama imkânımız olunca da hemen işe koyuluyoruz.
İsraftan dem vurup elimize devletin imkanları geçince her türlü israfı yapmakta beis görmüyorsunuz.
Bir iş adamının fabrikada ağırladığı devlet büyüğüne ettiği masrafın beş on katını bir bürokrat hemen harcayıveriyor.
“Aynı iş adamı bürokrat olsa daha beterini harcar” deyip ardından “Guzum kafamın dağınıklığı yazıya da yansımamıştır inşallah?” deyince ustam…
Kızar diye sesimi çıkarmadım.
“Yani ustam, İsmet emmimin sözüne mi geldi sıra?” diye sorunca…
“Neymiş o söz, de hele” deyince nasıl sevindim beni de adam yerine koyduğu için.
“Ben buyum diyen o değildir.”
“Peki ustam, bir de ‘Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir’ sözü var; bu söz bu yazıya uyuyor mu?”
“Evlat, o söz esasında bu yazıya uyuyor ama bir farkla. İnsan elbette masumdur günah işlemediyse. Kimseye ‘elinde imkân olsaydı sen bu günahı işlerdin, haydi çek cezanı’ denmez, çok saçma olur. Ama yazıda sözünü ettiğimiz talepleri, dünyalık işleri ayıplayıp da eline fırsat geçince deveyi havuduyla götürenler için yerinde bir söz olur.”
“Peki ustam, samimi insanlarla diğerlerini nasıl ayırt ederiz?” deyince ustam sinirlendi…
“Tecessüs bizde -ilim öğrenme dışında- iyi değildir; kendi işinle ilgilen, sana ne onu bundan ayırt etme işinden!” dedi.
Çay verecektim, kalkıp kendisi almış. Nasıl sinirlendiyse…
https://ankaraedebiyat.com.tr/ben-buyum-diyen-o-degildir-2/
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



