Samîmiyet, Hamâset, Husûmet (Ankara Edebiyat-Töreli Sohbetleri 01.08.2026)

görsel_2026-08-04_131400293

Arapça’da samim “bir şeyin iç kısmı, özü, iliği” anlamına gelir. Türkçede bu sıfata, Arapçadan ödünç alınan “-iyyet” soyutluk eki eklenerek samîmiyet biçimi oluşturulmuştur.

Samîmiyet kelimesinden herkes farklı bir anlam çıkarır mı yoksa herkese göre aynı anlamı mı var bu kelimenin, ona bakalım şimdi.

Toplumda hemen herkesin kendisinden başka diğer insanları samîmiyetsizlikle suçladığını görürüz, değil mi? Samimi olmanın kitabını yazanın da kıyısından köşesinden geçmeyenin de başvurduğu bir yöntemdir bu! Herkes samîmiyetsizdir, hiç kimse güvenilir değildir. Bunu dile getiren insan en güvenilir insandır; bir de bunu anlattığı kişi… “Biri sensin, biri benim” demek ister o an yanında kim varsa, kime samîmiyetsiz insanlardan şikâyet ediyorsa, ona. Bir başkasının yanında da o dediği insana samîmiyetsiz demiş olur.

İyice karışık oldu, farkındayım ama anlatabilmişimdir umarım. Yine de bu sorunu dile getirmemiz gerekiyor.

Özü sözü bir olan, sözünden ayrı gitmeyen, verdiği sözü tutan, tutamayınca helallik isteyen, bir başkasının gıybetini etmeyen, bir ortamda başkası hakkında kötü sözler söylenince hemen onunla ilgili iyi şeyler söyleyen insanlara samimi insan dersek içimizde samimi insan yok denecek kadar azdır. Varsayılanın ötesinde varsa söyleyin, yazıyı revize edelim.

Bir de dürüst olmadığını itiraf edenler var; onlara da samimi diyecek miyiz, bilemedim. Tanıma göre dememiz gerekiyor; en azından özünü gösteriyor. Peki, şimdi bir başka soru geliyor gündeme: Dürüst olmadığını, mecbur kalırsa arada bir yalan söyleyebileceğini, insanların arkasından olumsuz konuştuğunu itiraf edenlere samimi demezsek, bunları kamufle ederek samimi olduğunu iddia edip de gerçekte samimi olmayanlara samimi demek doğru olur mu? Ya da hangisi daha samimi?

Bir de husûmet kavramımız var. Günlük dilde “düşmanlık” anlamına geliyor. Ama keskin bir düşmanlık değil; hani kan davası güdülecek kadar değil… Günümüzde iletişimsizlik yüzünden artan ve hatta iletişim çağında olduğumuz için çoğalan bir husûmet var. Kimisi samimi olduğu için samimi olmayanlara düşmanlık besliyor. Kimisi de samimi insanların kendilerindeki samîmiyetsizliği fark etmesinden kaynaklı bir mesafe koyma ihtiyacı hissediyor; hani fıkradaki failin “Beni tanıdılar, siz kaçın!” dediği gibi.

Çoğu zaman şahit olmuşumdur: İki kişinin arasını bozan sebepleri incelediğimizde bu iki kişinin bir araya gelmemesinden kaynaklı bir sorun vardır. Birileri hakkında kötü zanda bulunup o kişiyi kötülemişlerdir. Birkaç kez görüşmüş olsalar ortada sorun kalmadığı anlaşılacaktır.

Bir de sürekli alınganlık gösteren tiplerden uzak durma ihtiyacı vardır. Sorun incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçüktür ama hep affeden taraf da sıkılıp mesafe koymuş ve husûmet başlamıştır. Husûmet başladıktan sonra kurulmayan bağ, makas gibi arayı açar ve nedamet getirilse bile geri dönülmeyecek bir yola girilir. O açıdan ateşi kıvılcımken söndürmeli; bugün gereksiz bir gururla sırt döndüğümüz insana, yarın gerekli bir gurursuzlukla yüzümüzü dönmeye çalışmayalım.

Sıradaki kavramımız hamâset.

İki çeşit hamâset vardır:

  1. Edebiyatta; destanlarda ve kahramanlık şiirlerinde coşkulu anlatım için kullanılır.
  2. Siyasette; gerçeklerden uzak, sadece duyguya hitap eden büyük sözler anlamında bir eleştiri olarak söylenir.

Bir de günlük dilde hamâset vardır. Ağdalı dil kullanmak da diyebiliriz buna. Bir toplum karşısında, ileri gelenlerin olduğu bir ortamda edilen abartılı dualar; ağır abilerle kılınan namazlarda ayn çatlatarak okunan uzun sureler; hiç gereği yokken ortamına göre sürekli dini terimlerle konuşanlar veya seküler bir ortamdaysa dini terimleri kullanmamaya özen gösterenler; herkesin bildiği Arapça veya Farsça bir kelimenin kimsenin pek bilemeyeceği diğer eş anlamlılarını kullanmaya çalışanlar gibi…

Bu tür hamasi söylemler de samîmiyetin azalmasına sebep oluyor ama hamâsetçilerin bundan haberi bile olmuyor. “Ne kadar ağdalı dil kullanırsak o kadar samimi algılanırız” düşüncesi tam tersi etki yapıyor. Girdiği ortama göre davranış sergilemekle girdiği kabın şeklini almak arasında koca bir dağ kadar fark var aslında.

“Eskimeye yüz tutmuş terimlerimizi, kavramlarımızı, kelimelerimizi, dualarımızı unutturmayalım” diyenlerin düşüncesi başımız üstüne; mesele onlar değil. İnsanlar zaten kimin ne amaçla hamâset yaptığının farkında.

Samîmiyet, hamâset ve husûmet başlığı altında böyle bir yazı yazmamızın sebebi ne olabilir ki?

Özellikle İslamî camiada artan, arttıkça da ilişkilerimize zarar veren samîmiyetsizliğin, husûmetin ve hamâsetin soyut değil de somut ifadelerle dillendirilmesine duyulan ihtiyaç diyebiliriz.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar, sığır cinsinin otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi sözü ağzında evirip çevireceklerdir.

Moda deyimle lügat parçalayacaklardır.”

Hz. Ömer (R.A.) der ki: “Konuşmanın şakşakiyatı (ötüşü), şeytanın şakşakiyatından ileri gelir.”

Bunlar hamâsetin diğer çeşitleridir.

Husûmet denilen illetten kurtulmanın en kolay yolu, dünyanın gelip geçici olduğuna kendini ikna etmektir. “Ben kendimi ikna ederim ama ya karşımdaki?” deyip “Neden ben anlatıyorum, o kendine anlatsın” dersen Hadis-i Şerif seni uyarıyor: “Allah nezdinde en sevimsiz insan, husûmette inat edendir.”

İnsanlar selam vermeyi sadece “Selamün aleyküm” demek zannediyor. Oysa selam; hediyeleşmektir, ev ziyaretleridir, birinin olmadığı yerde onun hakkında güzel şeyler söylemektir, sosyal medyada paylaştığı bir cümleyi beğenmektir, başına bir iş geldiği zaman o fark etsin etmesin hemen yardımına koşmaktır, düğün ve cenazesine katılmaya çalışmaktır, başarılarını tebrik etmek ve başarması için ona destek olmak demektir.

Hakkında kötü düşüneceğimiz insanın yaptığı veya yapmadığı davranışları kendi koşulları üzerinde düşünmek varken direkt önyargılarla hareket etmek husûmeti de gittikçe artıran bir durumdur.

Bunların hepsi husûmet denilen illeti paramparça eder.

Samîmiyetimizin göstergesi de samimi imiş gibi görünmek değil, gerçekten samimi olmaktır. İşimizi halledecek olana yakın durmak, hallettikten sonra ondan ıraklaşmak; kim işimizi halledecekse onun paltosuna tutunmak toplumda oldukça aşikâr bilinen davranışlardır. Bu davranışlara sahip olan insanlar, bunları kamufle etmeye çalıştıkça sevimsiz olurlar. Her yöne yanlı olmanın da husûmeti artırdığı gerçeği önümüzde durur daima.

Anadolu’da bir söz var: “Varını veren utanmamış.”

Bu söz samîmiyete bir başka pencereden bakmamızı sağlar. İnsanların beklentisini asgariye indirir ve veremeyen insanı da mahcup olmaktan kurtarır; husûmet de bu şekilde azalır.

Samîmiyetimizin hamâsetten ibaret olmadığını içselleştirebilmek ve husûmetten uzak kalabilmek duasıyla…

https://ankaraedebiyat.com.tr/samimiyet-hamaset-husumet/


Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın