Îtidal Yoksa Îtibar da Olmaz

Îtidal Yoksa Îtibar da Olmaz
Yollarda dikkat etmişsinizdir…
Bir çukuru kapatmak için çukurun hacminden fazla malzeme koyarız biz.
Kimisi üzerinden geçile geçile normal seviyeye insin diye yapar bunu, kimisi malzeme fazla gelmiştir israf olmasın diye yapar, kimisi de beceriksiz olduğu için yapar.
Yemeğin tuzu çok azsa, hele biraz da gerginlik varsa üzerimizde, tuzluğu boşaltmaya çalışırız yemeğe…
Ağrımız şiddetliyse ağrı kesiciyi günlük dozdan fazla alırız.
Bir ortamda özlendiğimizi hissedersek o ortama daha fazla gitmeye gayret ederiz.
Birileri bize ilgisiz olduğumuzu hissettirirse ona olan ilgimizi artırırız.
Bir yerde fazlalık olduğumuza kanaat getirirsek o ortamdan tümden uzaklaşırız.
Uzun süre su vermediğimiz bitkilere çok fazla su veririz.
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Yazının başında verdiğim yol örneğine dikkat çekecek olursak…
“Keşke o çukuru kapatmasaydınız,” demişizdir her birimiz. Yine zıplayarak geçecektir arabalar.
İtidal kavramını lügatten çıkardığımızda, ölçüsüz hareket ettiğimizde, dengeyi koruyamadığımızda niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun faydadan çok zarar veririz; kendimize de insanlara da.
İtibar elde etmek kadar önemlidir îtibarı korumak. Îtibar bazen biz farkında olmadan, tüm iyi niyetlerimize rağmen uçup gider.
Aklımızda kalan tek soru şu olur: “Ben ne ettim de itibarım kayboldu?”
Çukura fazla malzeme doldurmuşsun, “fazla görünme” dedikleri yere uğramaz olmuşsun, “yemeğin tuzu yok” denilince tuz boca etmişsin yemeğe. Daha ne olsun?
Samimiyetin dozunu artırmışsın mesela insanlarla iletişim kurarken veya etkileşim halindeyken.
“Gelir misin?” diyeceğin kişiye “gel”; “gel” diyeceğin kişiye “gel lan”; “gel lan” diyeceğin kişiye de “gelir misin?” demişsindir.
Arkadaşının sırtını sıvazlarken sırtına vurmuşsun, dostunun sırtını sıvazlarken sırtına vurmamışsındır.
Başka bir yerde de “âşinâlığın hürmetsizlik doğurduğunu” fark etmemişsindir.
Çağrılan yere erinmiş, çağrılmayan yerde görünmüşsündür.
İtibar bıçak sırtındadır.
Eskisi gibi sadece yakınındaki insanlar yakinen tanımıyorlar seni. Uzaktaki insanlar da yakinen tanıyorlar. İletişim çağında attığın her adım takip ediliyor. Birinin hoşuna gitmeyen biriyle çektirdiğin masumane bir fotoğraf bile itibarını azaltabiliyor kimi çevrelerde.
“Ben istediğim hayatı yaşarım, kimin ne düşündüğü önemli değil,” diyenlerdensen sorun yok. Ama itibarının azaldığından rahatsızsan attığın her adıma dikkat etmek zorundasın.
Mesela az konuşmalısınız. Yanlış anlaşılmaya meydan verecek cümleler çıkmamalı ağzınızdan.
Her söze kulak, her kulağa söz vermemelisiniz.
İnsanlara akıl verirken dikkatli olmalısınız. Verdiğiniz akıl tutulmuyorsa bu sizde çok aşırı bir kayıp olabilir, kendinize saygınızı yitirirsiniz.
Akıl verdiğin kişi senin verdiğin aklı tutmayacak da başına bir iş gelecek de sen de “Bak, ben demiştim,” diyeceksin de… Ölme eşeğim ölme…
“Ben demiştim,” demenin bile insanı itibar kaybına uğrattığı görülür.
Sadece âşinâlığın değil, aşırılığın da hürmetsizlik doğurduğunu bilmemiz ümidiyle…
https://ankaraedebiyat.com.tr/itidal-yoksa-itibar-da-olmaz/
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



