Kusursuz Kişilerin Topluma Verdiği Zarar (Ankara Edebiyat 30.04.2026)

görsel_2026-05-05_094007056

Kusursuz Kişilerin Topluma Verdiği Zarar

Şımarık insan; ya her dediği emir telakki edilen, ya her yaptığına bir sebeple göz yumulan ya da haddini bilmeyerek insanlığını unutmuş, kendini tanrıların katına çıkarmış biridir. Ancak, insanların bu hâle gelmesine sebep olduktan sonra onlardan şikâyetçi olmak, şımarık olmaktan daha kötüdür! Mesela çocuk büyütürken:

  • Çocuğunu arsız yetiştiren, onun arsızlığından şikâyetçi olamaz!
  • Onun her istediğini alan, onu doyumsuzlukla itham edemez.
  • Bebekken “Yeter ki yemeğini yesin de nasıl yerse yesin,” diyerek önüne telefon koyan, onun telefon bağımlılığına ses edemez.
  • Çocuğuyla anne-baba-evlat gibi değil de arkadaş gibi olan, sonra da çocuğu tarafından azarlanan kişiler bundan muzdarip olamaz.
  • Çocuğuna herhangi bir sebeple hakaret edenler, onlardan gelen hakaret sözlerine engel olamazlar.
  • Çocuğunun yanında dedikodu yapanlar, başkalarının varlıklı hâllerine özenti laflar edenler, “sonradan görme” tavır sergileyenler; çocukları tarafından taklit edilirler.

Yukarıda sıraladıklarım çocuklarla ilgili olanlardı. Bir de insanın kendine ettiği var ki; seksen 4 düşman bir araya gelse edemez insanın kendine ettiğini…

Etrafındaki insanların dalga geçmesine zamanla müsaade edenler, alay konusu oldukları zaman bundan şikâyet edemez.

Kendisinde olmayan hasletlerle övülen insanlar bundan rahatsız olmazlarsa, olmayan hasletlerle yerildikleri zaman da rahatsız olmamalıdırlar.

İşler yolundayken altına çekilen koltuğa oturan, açılan kapıdan giren, dışarı çıkarken tutulan gocuğu giyen ve bu tür iltifatlardan rahatsız olmayan tipler; işler sarpa sardıktan sonra bu ilgiyi görmeyince içten içe üzülürler.

Oysa üzülmelerine sebep olanlar iltifat etmeyi bırakanlar değil, bilâkis kendileridir.

Yolda yürürken herkesin el pençe durmasından rahatsız olmayıp da bundan içten içe gururlananlar, çaptan düşünce kimsenin kendisini umursamamasına kafayı takıyorsa, bu bir “kafasızlık” göstergesidir.

Yanında yapılan dedikoduya ve fitneye sebep olacak sözlere sesini çıkarmayanlar, bunun yol açacağı “görünmez felaketlerden” rahatsız olmamalıdır.

“Görünmeyen felaketler nelerdir?” diye sormuşlar ustaya… Usta da demiş ki:

  • Gözden düşme,
  • Uzaklaşma,
  • Başka ortamlarda kendisinden kötü bahsedilmesine sebep olma,
  • Yazdığı veya söylediği şeylerin tesirsiz olması,
  • Kısaca, münafık damgası yemesi.

Bazen görünmeyen felaketler, görünenlerden daha beterdir.

İnsan kendi kendine sürekli düşünmelidir: “Ben ne ettim de insanlar benden uzaklaşmaya başladı?” ya da “Söylediklerim oldukça etkili cümleler olduğu hâlde neden kimseye tesir etmiyor?” İşte bu sebeplerden dolayı tesir etmiyordur. O yüzden çoğu insan, topluma yön verme gayretinde olan kimi âlimlerden uzak durur; bu, onların çelişkilerini görmemek içindir.

İnsanların en büyük garabeti, hayatında olan bitenden başkalarını sorumlu tutma çabasıdır.

Bir insan; kendi yetiştirdiği çocuğun, aileden kaynaklı edindiği kötü vasıfların suçunu başkasına atar mı?

Benliğine hoş geldiği için yaptıklarından sonra yalnızlığa düşünce, bunu etrafındaki insanların vefasızlığına yorar mı?

Toplumu kötü yönde şekillendiren insanlar kendilerinin kusursuz olduğunu düşünen ve bu yüzden kendilerine çekidüzen vermeyenlerdir.

Mustafa Süs

 

https://ankaraedebiyat.com.tr/kusursuz-kisilerin-topluma-verdigi-zarar/

 


Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın