Evini pislik götürenlerin ahlâktan söz etmesi

Evini pislik götürenlerin ahlâktan söz etmesi (Ankara Edebiyat Dergisi 03.10.2026)
İnsanlar genelde kendi yapıp ettiklerinin kimse tarafından bilinmediğini düşünür.
Kimisi hoşgörüyle yaklaştığı için bilinmediğini düşünürüz günâhlarımızın, kimisi “günâhları örtmede gece gibi ol” sözünü şiar edindiği için bilinmediğini düşünürüz.
Bir de hiç kimsenin bilmediği günâhlarımız var ki, onları nasılsa kimse bilmiyor diye dört başı mamur bir insan gibi rahatça caka satarız etrafımıza.
Bilen biri çıkacak diye de ödümüz kopar.
Bir kitapta okumuştum aşağı yukarı şöyle bir cümleydi:
“Bir insanın en büyük düşmanı kendisidir. Çünkü insanın sırrının tamamını sadece kendisi bilir.”
İnsan, sırlarına vâkıf olan bir insanın yaşamasını istemez. O yüzden sırlarının tamamına vâkıf olan bir insanı öldürmek istese önce kendisini öldürür.
Kimi cinayetlerde önce kötülüğe şâhit olanı öldürüyor caniler.
Mafya da bunun en bâriz örneği yaşanır.
Kiralık katil işini bitirince genelde öldürülür.
Bir de kamuoyunun da bildiği günâhlar, kötülükler vardır, yazımızın başında belirttiğimiz.
Bu kötülüklerin kimisine cezayı toplum verir, kimisine devlet yargı eliyle verir.
Bu kötülükleri işleyen insanlar bir zaman sonra hayatında hiç kötülük işlememiş gibi davranırlar.
Bunlara tahammül edildikçe bir başka kötülüğün kapısı aralanır.
Bir başkasını işlemekte de beis görmez bu insanlar.
Tahammül edilmeyip de en şiddetlisinden cezâsı verilse bile bünye kötülük yapmaya öyle alışmıştır ki, bu insanlar kötülük yapmaktan geri durmazlar. Hele ki ortalık durulunca…
Bununla ilgili bir hikâye anlatırdı rahmetli babam…
Adamın biri gidip bir başkasının bahçesinden elma çalarmış. Her seferinde yakalanır, dayak yer, dönermiş ve sürekli yemin edermiş “bir daha yapmayacağım” diye.
Yine dayanamamış, alışmış kudurmuştan beter ya…
Bu sefer daha büyüğünü, daha fazlasını çalmış.
Elmanın sahipleri yakalayıp öyle böyle değil, buna bir dayak atmışlar, ağzını burnuyla yer değiştirecek kadar.
Eve dönmüş, aynanın karşısına geçmiş, tövbe edip pişman olacağı yerde…
“Öff be bi daha böyle olduydu” demiş.
Sürekli hırsızlık yapanların, sürekli kötü yolda olanların, iyilik nedir bilmeyenlerin tövbe etmesine de “keçi yemini” derler Anadolu’da.
Keçi yemin eder yine aynı dala çıkarmış çobandan dayak yese de.
Şimdi gelelim asıl mevzuya.
Bakmayın daldan dala konduğumuza keçi gibi…
Hayatında iyilik barındırmayan insanlar ister herkesçe bilinen kötülükleri yaşasınlar isterse sadece kendilerinin bildiği kötülüğü yaşasınlar, bu insanların en temel özelliği, kimsenin nasılsa bundan haberi yok haberi olanlar da nasılsa bize alıştı düşüncesiyle hem kötülük yapmaya devam ederler hem de hiç kötülük yapmamış gibi arada sırada kötülük yapanlara çullanırlar.
Bunların evi pislikten geçilmez, komşunun camındaki kir bunlara dert olur.
Bunların çocukları kumar oynar, içki içer, etrafındaki insanlara şiddet uygular ama komşunun çocuğunun elinde sigara görseler bunu ayyuka çıkarırlar.
Ülkemizde özellikle siyasetçilerde de bu hastalık fazlasıyla vardır.
Anlatmamıza gerek yok kimlerden söz edildiğini az çok biliyorsunuz.
Kendileri yüzlerine bir maske takarlar, o maskeyle yemedikleri halt kalmaz, ötekilerden birisi bir hata yapsa hemen saldırıya geçerler.
Biraz ayıp olacak ama bununla ilgili de bir fıkra var…
Keçi ile koyun otlarken koyun taştan atlamış, atlarken koyunun kıçı görünmüş. Keçi başlamış koyunla dalga geçmeye…
Koyun da dönüp sert bir şekilde:
“Çiçik miçik, senin kıçın her gün açık.” demiş.
https://ankaraedebiyat.com.tr/evini-pislik-goturenlerin-ahlaktan-soz-etmesi/
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



