Anlaşıldıkça Uzak Durulan İnsanlar (Ankara Edebiyat Dergisi) 12.02.2026

Mustafa süs

Anlaşıldıkça Uzak Duran İnsanlar

Kimi insanlar kendilerini anlayan kişilerden uzak durur. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Hani “Anlaşılmamak cehennem gibidir,” denir ya; ilk cümle bu sözün karşıtı değil midir?

Ralph Waldo Emerson, “Anlaşılmak bir lükstür,” der.

Carl Gustav Jung ise “Yalnızlık, yanınızda kimse olmadığı için değil; sizin için önemli olan şeyleri başkalarına duyuramadığınızda ortaya çıkar,” diye ekler.

Evet, bu sözlere kimsenin itirazı olmaz. Sözü duyuramamak, anlaşılamamak, derdini anlatamamak; yalnızlıktır, kimsesizliktir, tenhalıktır. Yazıyorsun, konuşuyorsun ama anlaşılamıyorsun veya yanlış anlaşılıyorsun…

Kimisi seni işine geldiği gibi, kimisi de işine gelmediği gibi anlıyor. Peki, “işine gelmediği gibi anlamak” nedir? Şudur: Seni sevmeyen bir insan, senin ağzından veya kaleminden çıkan sözü, seni sevmediğine dair bir kanıt gibi sunar. Bunu da bilerek yanlış anlayarak yapar. Oysa sen, onun sunduğu kanıta uygun bir cümle sarf etmemişsindir. Sen “Hepimiz aciz varlıklarız,” dersin; o ise “Bak, o çok aciz bir insan, zavallının teki.” diyerek çarpıtır.

“İşine geldiği gibi anlamak” ise şöyledir: Sen, hitap ettiğin bir kitledeki insanların kötü bir özelliğinden söz edersin. Seni okuyanlardan biri, elleri cebinde havaya bakıp ıslık çalarak önüne gelene “Bak, sana söylüyor,” der ve söylenen sözü asla üstüne alınmaz. Ya da yazılanı, söyleneni tevil yoluyla kendi davranışına uygun hâle getirmeye çalışır.

Örneğin İsmet Özel, “El diye kahrolası bir put vardır.” der. Bunu okuyan kişi, yaptığı hatalara bu sözü kılıf yaparak “Elden bana ne, el için mi yaşıyorum ben?” der. Oysa Özel; sen doğruyu yap, doğrudan ayrılma, “Eller her şeyi derler” demek istemiştir.

Bir de sözlerin bağlamından koparılması vardır ki bu, geçmişten günümüze süregelen bir hastalıktır. Allah’ın ayetini bile zamanında bağlamından çıkarmışlardır. Allah’ın “Namaza yaklaşmayın” dediğini iddia edenleri bilmeyen yoktur. Oysa bu ayetin esası nedir? “Sarhoşken namaza yaklaşmayın!”

İletişim çağında yaşadığımız söyleniyor. İletişim çağının en büyük sorunu nedir diye sorsalar, “İnsanlarla doğru düzgün iletişim kuramamak” derim. Siyasetçiler, haberciler, köşe yazarları ve devlet kurumları neredeyse her gün bir “düzeltme” metniyle karşımıza çıkıyor. Ya sözleri bağlamından koparılmıştır ya da çarpıtılmıştır. Kimi insanlar koca bir ağacın gövdesini yonta yonta küçük bir kazık yapma sanatını icra ederler ve o kazığı en çok muhataplarına batırmak isterler.

Bir de “anlaşıldıkça uzaklaşılanlar” vardır. Yazının başındaki o cümleyi hatırlayalım: “Kimi insanlar kendilerini anlayan insanlardan uzak dururlar.”

İddialı gibi görünen bu cümle aslında hiç de öyle değildir. Kimi insanlara uzaktan baktığınızda onların gayet sevimli olduğuna kanaat getirirsiniz. Onları epey bilgili bulabilir; yardımsever, cömert veya mütevazı zannedersiniz. İyi bir aile bireyi olduklarını veya olacaklarını varsayarsınız. Konferanslarını, vaazlarını veya derslerini dinlerken, ağızlarından çıkan her şeyi hayatlarına tatbik ettiklerini düşünürsünüz.

Bir zaman sonra bu kişilerle oturup kalkar ya da yola gidersiniz. Herhangi bir sebeple onları daha iyi “okumaya” ve anlamaya başlarsınız. O an görürsünüz ki: “Yardımsever olun,” diyenin yardımseverliği yoktur; mütevazılığın kitabını yazan kibrin abidesi olmuştur. Size sevimli gelen kişi, emri altındakilere karşı aşırı iticidir. Sizinle çok iyi anlaşan o kişi, meğer evde eşine ve çocuklarına karşı bir zorba imiş.

Ve tüm bunlar birer “anlaşılma” biçimidir. Doğru anlaşılmak tam da budur! “Söze değil, davranışa bakılır,” sözü, tüm bu durumların özetidir.

Ama bir dakika… Ne vaaz veren kişi “Ben bunların yüzde yüzünü uyguluyorum,” der ne de diğerleri. Ancak içlerinde “Ben tam da göründüğüm gibiyim,” iddiasında bulunanlar varsa, onları ayıklamak zorundayız. Gerçi kimse bize “Ben göründüğüm gibiyim,” demez. Ama biz ne yapıyoruz? Göründüğü gibi olmayanları anlayınca onlardan uzaklaşıyoruz. Aynı şekilde, göründüğümüz gibi olmadığımız anlaşıldığında da insanlar bizden uzaklaşıyor.

Görüldüğü üzere, sadece anlamayan değil, anlayan da uzaklaşırmış. Yalnızca anlaşılmayan değil, anlaşılan da yalnızlığa mahkûm olurmuş.

Evet, iyi görünen birinin gerçek yüzünü görenlerin ondan uzaklaşmasını anladık.

Peki, “iyi görünen” biri, kendisinin aslında öyle olmadığını anlayan kişiden neden uzaklaşır?

Stratejik düşünen kötülerin başvurduğu bir yaşam şeklidir bu.

Diplomasız düzenbaz bir doktorun ifşa olduktan sonra bulunduğu yeri terk etmesi neyse bu da odur.

Mustafa Süs

Dergiye ulaşmak için tıklayın.

ankara-edebiyat-dergisi-ocak-subat-2026-sayi1


Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın