GEÇ GELEN EBRU TABLOLARI (Hikâye)
GEÇ GELEN EBRU TABLOLARI (Hikâye)
Hiç unutmam seksen 4 sene öncesinden bir arkadaşımla epey değerli bir başka arkadaşımı çalıştığı sanat atölyesinde ziyarete heves ettik parası batın diyerek…
Atölyenin adı Destegül… Ustanın adı Betül… Soyadının konumuzla alakası yok ama koyun tüccarı olmadığı halde Koyuncu derler…
“Eli dolu gelene buyur ağa, eli boş gelene uyur ağa” derler felsefesine uygun muyduk değil miydik tam hatırlamıyorum ama ağanın uyumadığını gördük.
Oturduk alettirikli çaydanlıkta demlenen çayımızı içtik demli ve gamlı bir şekilde, ağırlandık adam akıllı ve uçça uçça gidelim artık biz derken…
Giden, eli boş gönderilmez diye o kıymetli VIP Hac hizmetlerine lâyık, alettirikli çaydanlıkta çay yapan arkadaşımız;
“Sana şu tabloyu hediye etmek istiyorum.” dedi.
Dedi demesine de…
Ben dedim “Ne Ebru’dan anlarım ne sanattan.”
Okullara yıl sonu sergilerine çağırırlar, çocuklara ve davet eden arkadaşlara ayıp olmasın diye sadece beğenmiş gibi yaparım, etme eyleme, onu kıymet bilen birine ver. Horoz inci bulur gider bir avuç darıya değiştirir, dedim.
Hâl böyle olunca, o aşırı kıymetli tablo yanımdaki arkadaşa verildi, ben de o ukalalığımla eli boş döndüm…
Elim boştu da gönlüm hoş değildi. İçimde kocaman bir boşluk kalmıştı o günden sonra, ne zaman aklıma gelse hayıflanırdım.
Yaklaşık seksen 4 sene sonra Ayşe Yüksel adında bir başka kıymetli arkadaşım, adını verip rencide etmek istemiyorum ama yememiş içmemiş, işi gücü bırakmış…
Hem kendi yaptığı hem de ustasının yaptığı tabloyu göndermiş…
Hem de nasıl bir yolla?
Bilirler ben hediye almayı da vermeyi de sevmem…
Odada ikamet ederken, otururken yani, kapıdan Abdülkadir Dağlar gardaşım girdi koltuğunun altında iki değerli eserle…
Onlar nedir? demeye kalmadan…
“Sana göndermeye cesaret edememişler de beni aracı kılmışlar.” mealindeki sözlerle…
Aldık kabul ettik böğünün parasıynan…
Sadece tablo değil, başka uğraşlarla da uğraşmışlar…
Kitap ayracı yapmışlar üşenmeden…
Bakın neleri yazmışlar?
“Söz söylemek hayatta kalmaktır, ölsen bile.” M’S
“Okumak haddini bilmektir, had bildirmek değil.” M’S
“Okumak hamallıktır, anlamadan okuyorsan; kitabı da insanı da.” M’S
Allah’tan -de’yi, -da’yı ayrı yazmışlar.
Başımız üstüne dedik…
Ama sanırım duvara asacağım, başımın üstünde iyi durmaz…
M’S
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
