Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-1
İnsanlar size bir şey anlatıyorsa, anlatan insanın sözlerine güveniyorsanız ve sadece onun anlattıklarıyla hüküm veriyorsanız müthiş bir şekilde yanılıyorsunuz demektir. Zira güvendiğiniz insanlar size bir şey anlatırken evet, doğruyu söylerler ama yarım söylerler.
Nasıl olur bu? Güvendiğimiz insan bizi nasıl yanıltır?
İki kişi arasında sorun vardır ya da bir kişi diğerini sevmiyordur; sizi de hakem gördüğü için derdini size anlatıyordur. O sorun yaşadığı kişinin yapması gerekirken yapmadığı şeyleri, yapmaması gerekirken de yaptığı şeyleri kuyumcu titizliğiyle size aktarıyordur. Siz de dinleyip “Hakikaten doğru söylüyor,” diyorsunuz. Söyledikleri doğru mu? Evet, doğru! Peki, sadece bu haliyle inanıp hüküm verelim mi? Elbette hayır!
Bizim güvendiğimiz arkadaş bize evet, doğruları anlatır ama eksik anlatır. İşine geldiği gibi anlatır; kendisini temize çıkaracağı doğruları anlatır. Kendi yaptığı yanlışı anlatmaz mesela, kendisine yapılan doğruları da anlatmaz. Kısaca, karşıdakini haklı çıkaracak gerçekleri örter.
Örneklerle Hakikati Aramak
Bir belediyenin kreşinde üç yaşındaki çocuğa taciz iddiaları gündeme geliyor. Taze bir örnek olduğu için bu konuyu ele alalım: Kreş yetkilileri oraya saçılan skandalı örtbas etmek için tacizin, şiddetin, istismarın olmadığı normal görüntüleri medyaya servis ediyor.
Doğru mu? Doğru! Tamam mı? Değil.
Mağdur olan çocukların ailelerinin feryadını da çocuğun vücudundaki morlukların ve diğer izlerin görüntülerini de hiçbir yetkili medyaya servis etmez.
O iş bize düşüyor ve bizler herhangi bir haberle karşılaştığımızda Allah’ın ayetine kulak vermemiz gerekiyor:
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size (kızdırıp kışkırtıcı veya oyalayıp aldatıcı) bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu) bir kavme kötülükle sataşıp de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz.”
Kişisel Bir Tecrübe ve Özeleştiri
Bu konuyla ilgili bizzat yaşadığım bir olayı nakletmek istiyorum: Sosyal medyayı etkin kullanan, kimi gazetelerde ve platformlarda yazılar yazan, yığınla makalesi ve eseri olan profesör bir hocamız tarihi olaylarla ilgili bir paylaşım yapmıştı. Paylaşımı gördüm ve okullarda bize dayatılanların bilgi olmadığı gerçeğiyle, iyice içselleştirilmiş bir önyargıyla hareket ederek paylaşılan “teyit edilmemiş bilgiyi” ben de paylaştım; önünü ardını araştırmadan ve bahsi geçen hocaya güvendiğim için…
Muhalif bir arkadaş, o paylaşılan bilginin doğru olmadığını belgeleriyle ortaya koyarak benim paylaşımımı yalanladı ve kaldırmak zorunda kaldım. Üstelik o hoca ne fâsıktı ne de yalancıydı. O da ayeti, hadisi bilen ve ona göre yaşamaya çalışan makul bir arkadaşımızdı. Ama hoşumuza giden bir haberin doğru olmama ihtimali üzerinde hassasiyetle durmamız gerekiyordu.
Bu basit bir olay diyelim; bu olayla tarihin seyri de değişmedi, kimseye bir şey de olmadı.
Ya önünü ardını araştırmadan önümüze çıkan haberi paylaştığımızda birçok kişinin hakkına giriyorsak? Ya da gereksiz yere insanların itibarını sarsıyorsak? İster bizim gibi düşünsün, isterse karşıt ideolojiden olsun; zaten ayette herhangi bir adres de yok. Kim olursa olsun, birisi hakkında bize herhangi bir bilgi geldiğinde hiç olmadığımız kadar hassas olmamız gerekiyor.
(Devam edecek)
Mustafa Süs'ün kişisel blogu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
