Fâsık medya diline karşı sağlam duruş!-2 (Yeni yazım)
İtibar Suikastı ve Linç Kültürü
“Vay efendim onlar daha beterini yapıyor, bu yazdığım yalan olabilir ama!” deme lüksümüz yok. Daha beterini yapıyorsa onu yazalım. Bir de duyduğumuz bir haberin peşine düşüp, haberle ilgili kişiyi bulup, kişi veya kişiler hakkında tezviratlar yapıp ardından “Ben yüzüne de söyledim,” cümlesiyle neden benim kulağımı da zehirliyorsun ki?
Arkadaşın seni samimi bulmuş, yüzüne söylemene aldırmamış, hatta belki —umulur ki— uyarılmak hoşuna gitmiş. Onu gelip bana neden anlatıyorsun? Tamam, yüzüne söylemişsin işte! Sana Allah o kişinin itibarını sarsma görevi mi verdi?
Başka bir konu: Bir kişinin kanıtlanmış, ispatlanmış bir suçu ortaya çıktı. Herkes üzerinde tepiniyor. Her taraftan teyit ettirdin olayı, üzerine vazife olmadığı halde… Sen bunu neden her ortamda anlatma ihtiyacı hissediyorsun? Anlatmakla kalmayıp konuyla alakası olmayan ve doğruluğu teyit edilmemiş diğer tali bilgilerle neden yerden yere vuruyorsun o kişiyi? Linç kültüründen hoşlanmayıp linç ederken, o davranıştan hoşlanmadığını neden unutuyorsun?
Sonuç ve Sorumluluk
Hoşuna gitmeyen kişi veya toplulukla ilgili duyduğun, okuduğun teyit edilmemiş her kötü haberin üzerine abanıp onu her ortamda ballandıra ballandıra anlatıp neyi murat ediyorsun? Yanlış olduğu ortaya çıkınca ne yapacaksın? Nereye sığınacaksın? Yalan haber yapanlarla ilgili sarf ettiğin sözler gelip seni bulmayacak mı?
Yapılmayan bir icraatı yapılmış gibi göstermek, yapılan bir işi on kat daha büyük olarak göstermeye çalışmak; tarafı olduğun kişi veya kurumlara daha fazla zarar vermez mi? Bu durumda fâsık olmuyor musun sen de?
Doğru da söyleseniz, o doğruluğu her ortamda her fırsatta anlatırsanız bunun da geri dönüşü olumsuz neticeleniyor. Çocuğun ne kadar güzel olursa olsun, onu her ortamda paylaştığını düşün…
“Aşinalık hürmetsizlik doğurur,” sözünü sırf bu yüzden söylemiştir büyükler.
Asgari ücrete yapılan asgari zammı çok matah bir şeymiş gibi haberleştirmek faydadan çok zarar getirmez mi?
Gazetecinin biri, 1897–1945 yıllarında yaşamış Nazi Almanyası’nın Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı ve Adolf Hitler’in en yakın yol arkadaşlarından biri olan Joseph Goebbels’in taktiğini anlatıyor:
“Kitleleri etkilemek istiyorsanız, ortaya kocaman bir yalan atın. Ama çok büyük bir yalan olsun. İkinci kriter, bu yalanı sürekli tekrar edin. Sonra bakacaksınız ki kitleler o yalanı gerçekmiş gibi kucaklamışlar.” diyordu. Güya bunu anlatırken yalan söyleyenleri eleştiriyor ona vurgu yapıyordu oysa olan tam tersiydi. Tüm yalanlar o gazetecinin mensup olduğu cenahta üretiliyordu. Üretilen yalanı görenler de ya o yalana hemen inanıyor ya da araştırmadan o yalanı paylaşıyordu.
Alıcısı var ki yalan söyleniyor. Yalan haber milyonlarca kişiye ulaşırken o haberin tekzibi birkaç bin kişiye ulaşıyor.
Bizim; “O diyorsa doğrudur,” dedirtecek haber kanallarına, haber sitelerine ve en önemlisi dostlara ihtiyacımız var.
https://ankaraedebiyat.com.tr/fasik-medya-diline-karsi-saglam-durus-2/

