Mustafa Süs

KAR IŞIĞI

Ekim 23
02:00 2020
Paylaş

KAR IŞIĞI
Şimdilerde yoğun bir karanlık gerek bize usta.
Karanlık! Zifiri olanından. Göz gözü görmesin usta!
Semtine uğramam kimsenin, kimse de uğramasın semtime!
Karanlıkta, asaleti demlenmiş, ruhunun gözlerine sürme çekilmiş bir demlik çay olsun.
Ne kadar yorgun varsa dünyada, ne kadar dili dualı hasta varsa, ne kadar bîçare varsa gelsin omuzlarımda dinlensin, ellerimin göğe açık yüzünde şifa bulsun, kurtulsun müşkülünden…
Kimsesi olurum lâkin yadırgamam kimsenin kimsesizliğini.
Hangi kisveyi bürünürse bürünsün yüzüne, hangi sıfatı koyarsa koysun adının önüne, karanlığın bir yorgan gibi kalktığı anda, sabahın ışıklarında kaybolsun kendi iç ikliminde.
Kaybolsun gözden, gönülden kaybolsun. Yitsin, gitsin!
Kendi ayakları üzerinde ölsün, gülmeyi unutanlar.
Karanlığım çatı gibi benim usta!
Gün başkasına ağarır!
Yağmur saçlarımdan dökülürken
Benim benzim sararır!
Elleri nasırlı bir bahçıvanım ben.
Kendi uçurumumdan atlarım da, başkasının uçurumuna bakarken gözlerim kararır.
Destanlar yazalım usta!
Karanlığıma cerrah elinle yaklaş, cerahatı boşalt ki, iz kalacak şekilde yırtılan yerlere dikiş atalım.
Kim dokunursa, dokunsun eline yara izi.
Laf olsun sonra. Duyulsun etrafta.
Kimse dokunmaya cesaret edemez ya sonra.
İşte o zaman alıp başımızı gidelim usta.
”İyi ki! desinler.
İyi ki, gitti!
Yarası vardı, dokunuyordu her dokunduğumuzda! Yara bizim olsun, gocunan onlar!
Yüzüne baktık, acısı yüzünden okunuyordu.
Rengimiz siyaha dönüyor, karanlık oluyorduk biz de!”
Böyle desinler usta!
Arkamızdan dökülmesin su!
Bizim yağmurumuz yetmez mi bize?
Biz, ikimiz! Yetmez miyiz birbirimize?
Giy gocuğunu usta!
Al eline uzunca bir değnek!
Taşlara vura vura gidelim. Tavşanlar, ceylanlar, dağ kuşları ürkmesin aman.
Kar yağmadan gidelim usta. Kaybolsun izimiz sonra!
Kar, yağınca!
Bir ağacın dibine serelim kilimi!
Kıvrılıp yatalım sabah olunca.
Güneş yüzünü gösterince dalalım uykuya.
Üstümüze kar yağsın. Başımızda yeller essin.
Üşüyelim be usta!
Ayaklarımız morarınca soğuktan, ayaklarımızı buz gibi suya sokalım sonra.
Canlanır belki uykumuz, alem uykudan uyanınca…
Şehre arkamızı dönelim uyanınca. Işıkları gözlerimi kamaştırıyor şehrin be usta.
Sen odun topla, ben yakayım semaveri.
Karlar üstüne çayır çizelim uzunca!
Kalemin, hazinen yanında mı be usta?
Şifa bekleyene ne oldu?
Bîçare olana ne oldu?
Ne oldu kimsesizlere?
Onları da çağır usta!
Temelsiz bina yapanlar vardı, bile isteye…
Altında kalanlar inlesin şimdilik.
Pişman olan olursa onlara da yer var yanımızda…
Onları beklet usta!
Biz çok bekledik, bizi çağıran olmadı, bize bağırdılar hep, kulağımızın dibinde hâlâ çınlıyor hâlâ o çirkin sesler, biz o yüzden sağır kaldık be usta!
Hani çizdin mi karların üstüne yemyeşil çayırlar?
Atlar nerede usta?
Dere akmıyor bak, suları kim kesti?
Böğürtlen çalısı da yok. Olmadı be usta!
Neye tutunacağız şimdi kalkarken yerimizden?
Ellerimizi kim kanatacak?
Gözünden kan damlıyor, kime dayandın gene usta?
Kim çekildi arkandan?
Zemheri diyorum usta…
Yaklaşıyor, göründü siyah saçları. Gül hadi. Duruşu dizginlenemeyen bir kahkaha savur dağlara.
Yankısı olurum ben. Yanarım da…
Yanalım mi artık usta?
Birbirimizi aydınlatmak için değil.
Gömülmek için karanlığa, kar ışığında…
M’S

YORUM

ŞAŞKIN KELİMELER

Gazeteler

Aylık Arşiv

× Okuduğun yazı hakkındaki düşünceleri benimle paylaşmak ister misin?