Site simgesi Mustafa Süs'ün kişisel blogu

Gûyâ din dersi zorunlu

din dersi mustafa süs

Gûyâ din dersi zorunlu (Ankara Edebiyat Dergisi 05.11.2026)

Mustafa Süs yazdı: Okullarda maalesef teorik bilgiler veriliyor ve öğrencilere, özellikle din dersinde, sınavda çıkmayacak önemli bilgiler öğretilmiyor!

 

Okullarda din dersi zorunlu olduğu hâlde, liseyi bitiren çocuklar ne gusül almayı biliyor ne abdest almayı ne de namaz kılmayı biliyor.

Ve en önemlisi, çocuklarda ahiret inancı yok.

Yaptıkları her şeyin dünyada kalacağını zannederek yaşıyorlar.

O yüzden kul hakkı dediğimiz zaman, aileden gördüyse kul hakkına karşı çıkıyor!

Kılık kıyafet konusunda ne kadar açık giyerse giysin bunun bir yaptırımının olmadığını düşünüyor.

“Dedikodu time” adı altında fitne fesat saatleri düzenliyorlar aralarında ve insanların birbiriyle olan dostluklarını yıkmakta beis görmüyorlar.

Çünkü onlara dedikodu ve fitnenin zararlı olduğu öğretilmemiş. Sıradan bir “eğlencelik” zannediyorlar bunu.

Ahirette bunun can yakacağı anlatılmamış onlara.

Annenin baskın olduğu evlerde çocuklar babalarına ve baba tarafına düşman yetişiyor. Bunun nedenini hâlâ anlayabilmiş değilim. Bir anne çocuklarını neden kocasına ve ailesine düşman yetiştirir? Kendisi de erkek kardeşinin çocukları tarafından sevilmiyor. Bu çok acı değil mi?

Okullarda bunlar çocukların anlayacağı bir dille işlenmiyor. Öğretmenlerin bu tür konulara el attığını pek görmedim. Ne ilkokulda ne lisede ne de üniversitede…

Kin gütmenin, nefret duygusunun, düşmanlıkta aşırılığın başkasından çok kendimize zararlı olduğu anlatılmıyor. “Keskin sirke küpüne zarar” diyeni gördünüz mü okullarda?

Okullarda maalesef teorik bilgiler veriliyor ve öğrencilere, özellikle din dersinde, sınavda çıkmayacak önemli bilgiler öğretilmiyor!

Bu konularda neler yapılabilir?

Âdâb-ı muâşeret kuralları listelenip her biri birer dakika süreyle drama hâlinde oynatılsa, işin içine veliler de katılsa ve bu konular sahnede işlense çocukların zihninde daha kalıcı olmaz mı?

Kul hakkı yiyen bir insanın başına gelecek olanlar mesela?

Bugün çalınan bir kuzunun on yıl sonra bir kuzu ile ödenmeyeceğini anlatsalar hocalar sınıfta ama uygulamalı anlatsalar. Çalınan on liranın on yıl sonra on lira ile ödenmeyeceğini anlatsalar…

Beytülmalden bir hırka çalanın, savaşta bile ölse şehit olamayacağını hangi çocuk biliyor?

Hırs ve ihtirasla, hak etmeden elde edilecek makamların hem makam sahiplerine hem de insanlığa zarar vereceği öğretilse okullarda.

Temizliğin diş fırçalamanın ve yemekten sonra el yıkamanın ötesinde olduğunu, günlük beş kez el, yüz ve ayak yıkamanın faziletlerini abdest adı altında anlatsak… Ruhen temiz olmayanın bedenen temiz olmasının bir ehemmiyetinin olmadığını çocuklarımız okul sıralarındayken öğrense…

Birkaç hayvanı severek bu sevginin bir insanı yeterince insan yapmayacağını, hayvanların da çeşitli olduğunu; ayrıca insan sevgisinin, çocuk sevgisinin hayvan sevgisinden önce geldiğini, çocukları vahşi hayvanlardan korumanın ne kadar önemli olduğunu anlatsak…

Anasının onca emek vererek hazırladığı yemeği beğenmeyen, evde bırak anasına yardım etmeyi, kendi eşyalarını bile toplamayan çocuklara küçük kurgu tiyatrolarla “yorulmayı” anlatsak.

Hatta o çocukların ebeveynlerine de anlatsak akademik başarının görgü kurallarından sonra geldiğini.

Babasından su isteyen, annesini azarlayan çocuklara bunun hem bu dünyada hem de ahirette çok büyük cezalarının olduğundan söz etsek.

İsraf boyutunu ele alsak mesela.

“Hazıra dağ dayanmaz.” sözünü işlesek derslerde.

“Damlaya damlaya göl olur” ama yine damlaya damlaya da çöl olur desek.

Bunları çocuklara rol vererek anlatsak.

Kirlenen dünyayı insanların kirlettiğinden söz etsek.

Çocukları piknik alanlarına götürüp insanların kirlettiği yerleri göstersek.

Kimsenin çöpünü çocuklara toplatmadan ama… Önceleri çocuklarla çöp toplama etkinliği yapıyordum ama sonraları vazgeçtim ve tavsiye de etmiyorum.

Herkes kendi pisliğini kendisi temizlesin.

Ayrıca mülki amirler de gerekli cezayı kesse kimse dağlara peçete bile atamaz. Neyse, konumuz dağılmasın.

Öğretmenler son günlerde bir motto üzerinden gidiyorlar.

“Terbiye ailede başlar, okul sadece çocuklara bilgi verir.” tarzında bir motto.

Hayır efendim, terbiye ailede başlar, okulda pekiştirilir.

Çocuklar bazen öğretmenin sözünü ebeveynlerinin sözünden daha önemli görüyor. Öğretmen çoğu zaman ebeveynden daha tesirli oluyor. Hele ki çocuğun gözünde rol model bir öğretmen ise…

Hele ki teorik bilgiyle yetinmeyip çocukları uygulamalı olarak terbiye ediyorsa…

Hem çocukları aile terbiye etmeli deyip hem de “Yeni nesil bizim eserimiz.” deme hakkımız yok.

Bizim kaderimiz bu galiba.

Her yıl İngilizce dersi verip İngilizce öğretmeyen, din dersi verip ahiret inancı öğretmeyen müfredat sadece bizde var.

Bu gidişata dur demek zorundayız.

Yeni müfredat diyoruz, yeni Maarif Modeli diyoruz.

Öğretmenler ondan da şikâyetçi.

Matematik öğretmeni isyan ediyor: “Yeni modele göre bir haftalık konuyu bir haftada bitiremiyorum.” diyor.

Şimdi sen bu öğretmene “Arada çocuklara terbiye de ver.” diyemezsin ki.

Zaten aileler terbiyeli değil, bilgili çocuk istiyor.

Öğretmen de haklı.

Bakanlık, Yeni Maarif Modeli’ni de gözden geçirmeli. Hem evrak işleri arttı hem de müfredat yetişmiyor, diyorlar.

Her öğretmene akademik bilgi aktarmasının yanı sıra çocukları hayata hazırlama ve onları terbiye etme imkânı da verilmeli.

Şımarık, haddini bilmez çocukların önüne ancak bu şekilde geçilir.

Her aile çocuklarına söz geçirme konusunda mahir değil maalesef.

Tekrar edelim…

Teorik bilgi değil, uygulamalı terbiye verilmeli çocuklara…

Herkes de işin bir ucundan tutmalı.

Ne tek başına aile ne de tek başına okul bu yükün altından kalkabilir.

Ağır taşı kaldırmak için sadece güçlü taraf yekinirse zayıf taraf taşın altında kalır.

Herkes eşit bir şekilde taşın altına elini koymalı ama güçlü taraf, zayıf tarafa destek olmalı.

Bakanlık çocuklarla birlikte aileleri de öğretmenleri de eğitime tabi tutmalı.

Ve son bir not…

Ahiret inancını çocuklara korkutarak anlatmamalıyız.

Evet, dünyada olduğu gibi her suçun bir cezası var ama “Suç işlemez de düzgün yaşarsan bunun cennette çok büyük karşılığı var.” diyerek anlatmalıyız. Ancak cehennemi de ihmal etmemeliyiz. Çünkü cehennem de bir gerçek.

Ne demişler?

Korku dağların bekçisidir.

Ama bizler daha çok müjdeleyeceğiz, nefret ettirmeyeceğiz.

 

Mobil sürümden çık