ANKARA EDEBİYAT DERGİSİ DÖRDÜNCÜ SAYISINDA YAPAY ZEKÂYI MASAYA YATIRDI: “YAPAY ZEKÂ SAHİBİNE GÖRE KİŞNER”
Kültür ve sanat dünyasının dikkat çeken yayınlarından Ankara Edebiyat Dergisi, Temmuz-Ağustos 2026 tarihli 4. sayısında edebiyat ve teknolojinin kesişim kümesini tartışmaya açan çarpıcı bir dosya konusuyla okurlarının karşısına çıktı. “Yapay Zekâ ve Edebiyat” kapağıyla ve dijital bir insan silueti illüstrasyonuyla yayımlanan dergide yazar Mustafa Süs, dijitalleşmenin ve algoritmaların edebiyattaki yerini felsefi ve eleştirel bir dille sorgulayarak edebiyat dünyasında derin bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Mehmet Poyraz yönetimindeki Dergide Öne Çıkan Diğer İsimler
Ankara Edebiyat Dergisi’nin bu iddialı 4. sayısında “Yapay Zekâ ve Edebiyat” dosyasında Mustafa Süs’ün yanı sıra edebiyat dünyasının önemli isimleri bir araya geliyor. Sayının yazar kadrosunda; Mehmet Poyraz, Talip Işık, Eyüp Beyhan, Abdurrahim Zararsız, Müslüm Işıklar, Burhanettin Saygılı, Yağmur Erdem, Muhammed Ali Koçak, Necmettin Evci ve Önder Karakartal gibi isimler dikkat çekiyor.
İşte o yazı:
Yapay zekâ sahibine göre kişner
Yeryüzünde her şeyi insan zekâsı icat etmedi mi? Kimisi kuşlardan ilham aldı, kimisi bitkilerden, kimisi yıldızlardan ilham aldı. Kutsal kitaplardan, peygamberlerden, âlimlerden, bilim adamlarından ilham aldı insanlar. Bazen çaresizlik bazen bolluk insanları bir şeyler üretmeye sevk etti. En çok da çaresizlik ilham oldu insanlara.
Son yıllarda çaresizlikten ziyâde insanlar bulduğunun daha iyisini üretmeye yönelmeye başladı. Hız çağı bunu mu gerektiriyordu bilemem tabii.
Eskiden tarlayı öküzler sürerdi, şimdi traktörler sürüyor. Düşününce çiftçinin vaktinin daha da artmış olması gerekmez mi?
Eskiden arabayla gidilen yerlere uçakla gidiliyor. Eskiden bankalara gidilir, sıra beklenirdi ama şimdi oturduğumuz yerden işimizi görüyoruz. Eskiden kalemle yazardık yazıları ve bir kitap çıkarmak seneleri alırdı; şimdi bilgisayarın başında hiç zahmet çekmeden yazıyoruz, ansiklopediler için kütüphane kütüphane gezmemize gerek kalmadan…
Ama fakat lâkin…
İşlerimiz kolaylaştıkça zamanımız yetmiyor. Kime sorsanız yoğunluktan şikayetçi. İnsan icât ettikçe yoğunluğu da artırıyor. İşlerin biri bitince diğerine başlamak gerekiyor. Kimisi aç kalmaktan korkuyor, kimisi daha fazla mal biriktirmeye çalışıyor.
Teknolojik aletlerin yenisi bir öncekinden daha fazla yorucu gelmiyor mu size de? Güncellemeler arttıkça kolaylaşmıyor, daha da zorlaşıyor veya karmaşıklaşıyor.
Önceden tuşlu telefonları her yaştan insan rahatlıkla kullanabiliyordu. Dokunmatik telefonları tuşlu telefonlar gibi kullanmak imkânsız. Köylere gidin mesela, yaşlılar mutlaka elinize telefon tutuşturuyor, “Guzum şuna bir bak hele, ben anlamıyorum bundan” diyerek. Sadece yaşlılar değil, birçok kişi artan teknolojiyi ve gelen güncellemeleri daha karmaşık buluyor.
Şimdi de yapay zekâ belası musallat oldu başımıza. Bela dememin sebebi var. Yapay zekâyı icat eden de bela olduğunu söylüyor, kullanan da…
Öteden beri söylenen bir cümle var: “Doğru kullanırsanız teknoloji faydalıdır” denir.
Evet, doğru kullananların sayısı hayli fazla diye övelim mi yapay zekâyı?
Atomu keşfettik, barutu icat ettik. Ne oldu? Bilime yığınla faydası oldu ama milyonlarca insan da öldü. “Keşke icat etmeseydik” diyen olmadı.
Bunların üzerine konuşmak da yersiz aslında. Biz yapay zekânın zararlarını saysak da geliştirmekten vazgeçecek değil insanlar. Her insan her icâdı kendi işine geldiği doğrultuda kullanacak. Kimisi nokta atışı insan öldürecek, kimisi ölmeyenlerin sözüm ona hayatlarını kolaylaştıracak; kolaylaştırdıkça daha da zorlaştıracağını söylemiştik yukarıda.
Bunca girizgâhtan sonra gelelim esas mevzuya…
Yapay zekâ ile edebiyat yapılır mı? Yapay zekâyı kullananlar bilirler. Hangi programı kullanıyorsanız kullanın, yapay zekâ da sahibine göre kişneyen at gibidir.
Bazı hocalardan duyuyoruz, “Yapay zekâyı Müslüman yaptım” diyorlar. İşin aslı öyle değil tabii. Yapay zekâ seni tanıyor, ona sorduklarını harman ediyor, senin hoşuna gidecek cevaplar veriyor. Sen de yavrum saf… Ona anlam yükledim sanıyorsun.
Hâl böyle olunca edebiyat yaparken de yapay zekâ bir nevi seni tanıyarak yapacak edebiyatını. Sen düşmanın varlığının sana güç verdiğinden dem vurursan yapay zekâ hemen Üstad Necip Fazıl’ın o dizelerini bulup getirecek sana:
“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..”
Sen de hemen sevineceksin, “Nasıl da döndürdüm ya yapay zekâyı” diye. Seküler bir insan aynı şekilde düşmandan söz etse ona da seküler ideolojiye yakın birinden bir dize ya da söz bulup getirecek.
“Alet işler, el övünür” sözü var. Güyâ âlete anlam yüklüyoruz. Ama o âleti de yapan eldir, elin sahibinin beynidir.
Yapay zekâ da öyle değil midir? Onu da insan zekâsı yaptı neticede… İnsanın duygusunu da verdiler, insanın mantığını da verdiler yapay zekâya. Makasın sapında elimizi kesecek bir şey neden yok? Makası yapan sapından tutacağımızı bildiği için onu öyle tasarlamıştır. Mantık var, acı çektirmeme hissiyatı var. Yapay zekâya yükleme yapılırken tüm bunlara da dikkat etmişler.
Bu kadar anlatımdan sonra “Yapay zekâ ile edebiyat yapılabilir” diyeceğim sonucu çıkmasın.
Başkası yapar mı bilmem, ben yapay zekâ ile tek cümle katmam yazılarıma.
Yapay zekâ ile yazı yazmak isteyen de zaten yazar olmaz. Milyonlarca belki milyarlarca insanın duygularıyla, zekâsıyla, mantığıyla harmanlanan bir “şey” koymuş olur ortaya.
O “şey” özgün değildir. Özgün olmayan bir şeye de “eser” denilemez. İnsanların yapay zekâ ile ortaya koydukları şeyle övünmeleri saçmalık olur. Yapay zekâya iyi yazılar yazdırsanız da durum değişmez. Bu işin hinliğini bilen insanlar çok da tesirli yazılar yazdırabilir.
Bazen ayırt edilmiyor özgün yazılarla. Şiir de yazıyor, deneme de yazıyor, makale de yazıyor. Yeter ki komutları doğru ver. Neticede onu icât eden de insandır.
Belki de ileride edebiyatçılar; yapay zekâ yazarları ve özgün yazarlar olarak ikiye ayrılacak.
“Yapay zekânın yazdığı kitap daha çok okunur veya daha çok satarsa insanlar neden özgün yazsınlar ki?” sorusu gündemimize gelecek belki de. Adam yapay zekâ ile polemik yapsa gazete köşesinde, sosyal medyasında… Ve çok fazla tıklansa neden özgün yazsın ki? Gibi soruları da konuşacağız, hatta ucundan kıyısından konuşmaya başladık bile. Somut örneği de var, yapay zekâya türkü söylettiler, dinlenme rekorları kırdı.
Köyde yaşayan orta yaş grubu bilir. Köylüler Sarı Bursa, Alyanak buğdayları ekerlerdi. Ben başağını ufalar sayardım “bire kaç vermiş?” diye. Genelde 25-30 arası dane çıkardı.
Sonra okumuş yazmış, mektep medrese görmüş birileri çıktı geldi köye… “Ziraat hükümet buğdayı veriyor köylülere, o buğday bire elli veriyor, dediler.
Sahiden de ekenler bir baktı ürün daha fazla. Rahmetli babam, hükümet buğdayının lezzeti, özü olmaz, onun ekmeği yenmez, saman gibi tadı olur düşüncesiyle ondan ekmemişti.
Yetiştirenler de bu tespitin doğru olduğunu söylemişlerdi zamanla.
Fakat ekenlerin sayısı da artmıştı günden güne. Şimdi o eski buğdaylardan eser yok. Ekmeğin de tadı yok.
Mustafa Süs
Yazının linki de burada:
