Site icon Mustafa Süs'ün kişisel blogu

Verdiğim Emekler Zehir Zıkkım Olsun (Ankara Edebiyat 01.04.2026)

WhatsApp Image 2026-03-26 at 14.36.51

Verdiğim Emekler Zehir Zıkkım Olsun

Allah, kitabında insanın ne denli nankör olduğundan bahseder. İnsanız; nankörlük de bize mahsus, yanlış yapmak da… Hata yapmak kadar vefalı olmak, kadirşinaslık göstermek de bizim doğamızda var.

Bir zamanlar bir arkadaşla tanışmıştım, uzun süreli bir ahbaplığımız oldu. Bir keresinde, sürekli hesap ödeme gayretinden rahatsız olarak ona şöyle dedim: “Neden sürekli sen hesap ödemeye çalışıyorsun? Bu yolla insanları uyuşukluğa alıştırdığının farkında değil misin? Sen ödüyorsun diye kimse elini cebine atmıyor; herkes ucuz-pahalı demeden, bedel ödemeden istediğini yiyor. Keşke böyle yapmasan.”

Bu çıkışımdan sonra bana hafızama kazınan şu cümleyi kurdu: “İnsanlara bir şeyler yedirerek onların sana itaat etmesini sağlarsın.”

Cömert insanların hesap ödemesini anlarsınız; onlar “veren el” olmak için fırsat kollarlar. Kimseye müdana etmemek için hesap ödeyenleri de anlarsınız; onlar artık nasıl bir hayat yaşadılarsa, kimseden iyilik gelmesini istemezler. Ancak bu yazının amacı cimrilik veya cömertlik değil.

Kimi cömert görünen insanların gizli ajandaları olabileceği pek çoğumuzun aklına gelmez. İnsanların itaatini sağlamak için karınlarını doyurmak da ne demek? Evet, “kalbe giden yolun mideden geçtiğini” ya da “yardım almaya alışanların buyruk almaya da alışacağını” biliyoruz; fakat bunları genelde gönül ilişkilerinde veya iş ortamlarında geçerli sanıyorduk. Meğer insanlar, etrafına topladığı sözüm ona dostlarının kendisine biat etmesini beklermiş. Bunlar nasıl bir dünyada beslenmiş mahluklardır?

Yazının başında nankörlükten söz ettik. Her birimizin nankörlüğe meyli olduğundan dem vurduk. İnsanoğlu, bir anaya “Sana sütüm haram olsun,” bir babaya ise “Verdiğim emekler zehir zıkkım olsun,” dedirtecek karakterdedir. Bu yüzden her fırsatta söylüyoruz: Ananın bile sütünü haram edebileceği bir dünyada yaşıyoruz.

Ne yapın ne edin; size değer verdiğini söyleyen, sizi şımartmak isteyen veya size “hak ettiğinizi düşündüğü” bir bedeli ödemeye çalışan insanların “sıra dışı iyiliklerini” mümkün olduğunca kabul etmeyin. Bu cümlelerimin pek kabul görmeyeceğini biliyorum. Bakın, özellikle belirttim: “Sıradan” iyiliklerden söz etmiyorum. Toplum içinde yaşıyoruz; elbette birbirimize dokunacağız, birbirimizi doyuracağız, gerekirse kelle koltukta birbirimize arka çıkacağız. Benim kastettiğim o “sıra dışı” iyilikler.

Yarının ne getireceği bilinmez. Bugün can ciğer olduğumuz insanlarla yarın kanlı bıçaklı düşman olabiliyoruz. Zaten insan, sevmediğine düşman olma gereği duymaz; yakın mesafesi olmayanlarla büyük ayrılıklar yaşamaz. Ne yaşanırsa, en yakınımızdakilerle yaşanır.

Geçenlerde bir arkadaşımla hasbihal ederken, “İnsanlar sana bir iyilik edeceği zaman lütfen onları kırma,” dedi. Artık nasıl bir savunma mekanizması geliştirmişsem… Önce güldüm, sonra ekledim: “Artık insanlar bana nasıl davranacaklarını öğrendiler, o yüzden sıkıntı yok.”

Öyle bir hayat yaşamalıyız ki; ya bize verilen ne varsa hepsine adamakıllı vefa göstermeli ve verene daha fazlasıyla mukabele etmeliyiz ya da nankör olma potansiyelimizi dikkate alarak kimseden bir şey beklememeliyiz. Hele ki şu özel günlerdeki “şirinlikler”… Bunlar size de gayrisamimi gelmiyor mu? Veren, verdiğinin fazlasını bekliyor; alan, beklentisinin altında kalırsa hayal kırıklığına uğruyor. “Ben hediyesinde değilim, beni düşünmesi yeter,” diyenlere pek inanmayın; o işin edebiyat kısmı. Herkes bal gibi de bir şeyler bekliyor ve bu durum öyle tuhaf bir hal aldı ki, insanlar adeta hediye dilencisine dönüştü.

Nankörlük mayamızda var; ancak dayanışma, vefa ve sinsilik de öyle. İnsan denen varlıkta hepsi mevcut. “Verdiğim emekler zehir zıkkım olsun,” dedirtmeden yaşamak zor; fakat bu tavsiyelere kulak verilirse, süreci ufak sıyrıklarla atlatabiliriz.

“Alan el” olmaktansa “veren el” olmayı seçelim, tamam; ama verirken gizli bir ajandamız olmasın. Alırken de vefasızlığımız had safhaya varmasın.

https://ankaraedebiyat.com.tr/verdigim-emekler-zehir-zikkim-olsun/

 

Exit mobile version