Sordum dağdan şehre inmeyi zûl addeden ustama, dağda gezerken…
— Ustam, biz normalde seferden sorumluyuz; zaferi verecek olan Allah, değil mi?
— Evet, dedi ustam.
— Peki, sen neden benim çay yapma sürecindeki çabamı takdir etmiyorsun?
Çayı alettirikli çaydanlıkta bir güzel kaynatıyorum, demliğe çayı atıyor, üzerine suyu döküyor, on dakika sonra sana getiriyorken düşürüyorum bazen; bu durumda beni takdir edeceğin yerde dünyayı başıma, demlikte kalan çayı da tepeme döküyorsun…
— Guzum sen, cami varken kilisede namaz kılanlar gibi, alettirikli semaverde çay yapıyor, demliğe önce çay atıyor, üzerine kaynar su döküyor, çayı mahvediyorsun. Yirmi dakka demlenmeden de bana getirmeye çalışıyor; getirirken de önüne değil sağa sola bakıyor, düşürüyor, benim çay içmemin önüne geçiyorsun.
Neticede ben çay içmemiş oluyorum.
Allah’ın senin yaptığın işlere ihtiyacı yok ama benim var.
Hangi ana baba bir sene boyunca ders çalışan çocuğuna sınavı kazanamayınca “biz sefere bakalım, sonuç önemli değil” der?
Keşke deseler ama mümkün değil.
Ayrıca önemli olan işleri düzgün yapmak, usulüne göre yapmak.
Çayı ocakta veya odun ateşinde yapmak.
Ders çalışırken kitap da okumak örneğin. Sürekli vitamin hapı yutan başka yemek yemezse hapı yutar meselâ.
M’S

