Mustafa Süs

SIRT KAŞIYICISI (Deneme)

Ocak 16
23:03 2015
Paylaş

SIRT KAŞIYICISI (Deneme)
Kendi sırtımı kaşırken bile, kolumun uzandığı yere kadar kaşıyabiliyorum ve en can alıcı noktaya ulaşmıyor elim, kaldı ki sen benden gücümün yetmeyeceği şeyleri istiyorsun, dedi adam.
Çok afilli, çok fiyakalı cümle kurdum, teşbihlerim de yerinde, cuk diye oturttum lafı diyerek yaslandı arkasına.
Gururunu, benliğini kendinden bir adım öne çıkarmanın verdiği eziklikle de utandı sonra.
Haklı değil miyim? Sorusunu kaç kez sordu kim bilir kendisine.
Haklı olmanın, mutsuz olmaya yeteceğini de, haklı insanların genelde mutsuz insanlar olacağına inancını da yeniledi durdu oturduğu yerden.
Eli yüzü düzgün cümlelerinden medet umacak kadar kör değildi bilinci.
Kim beynine dank edecek afilli laflar etse, saygı duyar geçer giderdi.
Kimisine hayret eder, şaşırır, kimisini ezberine alır, lazım olduğunda kullanırdı.
Cümlelerini doldurup heybesine çıkardı yolculuklara. Herkes heybesini boş zannederdi.
Gördüklerini, görmek istediklerini,  yaşadıklarını, yaşayamadıklarını, yaşamak istediklerini dile getirir, insanlar ayırt edemezdi neyin ne olduğunu.
Anlamakta güçlük çekiyorum seni, deyiverdi günün birinde, biri.
Anlasa kesin atomu parçalardı ya da parçalanan atomu birleştirir, insanlık hayrına bir iş yapmış olurdu. Uzayın derinliklerinde sörf bile yapardı kesin. Ya da herkes mutlu olurdu adamın söyledikleri anlaşılınca.
Kaldı ki adam, anlaşılmak için değil bir şeyler anlatmak için yazıyor, konuşuyor, susuyordu.
İnsanların derdi, söyleneni anlamak değil, ne yaşadığını, ne yaşamak istediğini bilmekti.
Bilirlerse de mutsuzluğun ipini çekip, yerle yeksan edeceklerdi hüznü.
Bulutlar pembe yağmurlar dökecek, kışın yağan kar hem zevk verip hem üşütmeyecekti soğuktan korkanları, yazın güneş değecek ama kavurmayacaktı tenleri.
Anlatılmak isteneni anlamakta değildi asıl maharet. Asıl maharet, hiçbir şey anlatılmasa bile, yaşamayı bilmekti, huzur verebilmekti esas olan. Ya susarak, ya konuşarak, ya gelerek, ya giderek…
Nerede ne yapacağını bilmekti. Okumadan, yazmadan, konuşmadan bilmekti, bulmaktı bam telini.
Dağdaki çobanın, küçücük bulut kümesine bakıp da, bulutun yönünü anladıktan sonra, koyunları dağda otlatmaya devam edip etmemesini idrak edebilmekti, yazılanları anlamak.
Ömründe eline kitap almamış bir kaptanın hava durumunu takip etmeden sefere çıktığını ve çok fazla da alabora olmadığını düşünürsek, okumanın bizi uçurumdan kurtaracağına inanmamız safdillik olmaz da ne olur?
Okumanın bize ağır yükler yüklediğini gördük. Okudukça mutsuzluğumuzun habis ur gibi vücudumuzu yavaş yavaş tükettiğine, tedirgin ve şüpheci yaklaşımlarımızla alınabilecek tüm zevkleri ıskaladığımıza şahit olduk.
Yıllarca çiftçiliğin en temel, en hassas noktalarını televizyonlardan, kitaplardan öğrenip, tarlaya tohum saçmadan yaşamanın karnımızı doyurmadığını söylemek ve bu satırları okuyanların gözüne sokmak gene de hiçbir zaman işe yaramayacaktır.
Raflar dolusu kitapların bize vereceği hiçbir şey yok!
Ve ciltler dolusu kitaplar da okusak, kolumuz hiçbir zaman sırtımızın tam da kaşınan yerine uzanmayacaktır.
Sırtımızın kaşıntısını giderecek yolları da çok kitap okuyarak bulamayacağız.
Kitapların cahilliği aldığını, eşekliğin baki kaldığını diyenlere falan kulak asmayın. Onlar da okuduklarıyla amel etmiş olsalardı veya okuduklarını anlamış olsalardı bu tür lafları söyleyecekleri yerde, mutlu olmayı öğrenirlerdi.
Mutlu olmayı öğrenenlerin kahır ekseriyeti de okuduklarını anlamaya çalışanlar olmadı.
Binlerce yıldır yazılanlara bakarsanız, birçoğunun, insanlığın her iki dünyada da mutlu olması için yazıldıklarını görürsünüz.
Mutlu olmak istiyorsanız, kaşınan sırtınıza uzanacak bir alet bulup, kaşıntıdan kurtulmayı deneyin ya da sırtınızı sürekli temiz tutup kaşınmasını önleyin.
Sırt, kaşıntı aleti, temizlik gibi kavramları da ister mecazi olarak anlayıp gururlu bir bakış fırlatın, isterseniz düz mantıkla sadece somut kavramlar olarak algılayıp, kendinizi ezik hissedin.
Sırtınızı kaşıması için birilerini bulmak için yollara düştüğünüzde başlayacaktır ruhunuzdaki esas fırtına.
Ruhunda fırtınalar estirenlerin de sırtlarına dokunmayacaktır kaşıyacak eller. Bilinmelidir ki sırt kaşıyıcı ellerin sırtta bıraktığı izi hançer bile bırakamaz!
M’S
16.02.’14

YORUM

ŞAŞKIN KELİMELER

Gazeteler

Aylık Arşiv