M'S

ELLERİ NASIRLI KADIN (Öykü)

Aralık 24
19:02 2016

 

ELLERİ NASIRLI KADIN (Öykü)

Sen sanki biraz da hayatın baharı gibisin, dedi adam. Hayatının son demleriydi galiba.

Ve ben bahardan hiç hazzetmem, diye ekledi. Hayatının baharındaydı galiba bunu derken de…

Sen elleri nasırlı kadınları sevmeyi bilmezsin, derdi kendine sürekli.

Elleri nasırlı kadınların en şanslı yanı, sevilmeyi bilmemeleriydi.

Gözleri ela, yüzü güneş yanığı, bacağında şalvar, başında ilahi emirden bağımsız bir eşarp, sırtında çalı taşıyorken rastladığı kadının çeşme başında soluklanacağını düşünerek kundurasına bulaşan çamuru sildi.

Gözlerimde yitirdiğim ışıltılı bakışlar yerine gelir mi ki? diye düşündü kadını görünce…

Kadının gözleri uzaktan belliydi. Sadece gözleri belirgindi.

Alnında ter var mıydı, yok muydu?

Onca düşüncenin arasında kafasına takılan kadının alnındaki ter idi yalnızca…

Belirgin ela renk uçuştu…

Terliyse su içmeye soluklanır, diye düşündü kadına bakarak…

Kendisinin terlediği görülmemişti. Yediği önünde, yemediği ardında bir yaşamdan arta kalan zamanını köylerde, kendisi gibi yaşamayan insanların uğramadığı yerlerde geçirirdi.

Nasırlı elleri olan kadınları nereden bilirdi ki?

Sırtında çalı yükü taşıyan kadınların alnının terlediğini bilmesine sebep olan neydi?

Deniz kenarında lüks bir villada doğup, mürebbiyeler tarafından büyütülüp çok kazanan bir şirketin başına getirilen şımarık bir züppenin köy hayatı ilgisini neden çekerdi?

Neden nasırlı elleri olan kadınları sevme testine tabii tutardı kendisini…

Babası ona hep “Muamma” derdi.

On yaşına kadar doğru dürüst görmediği annesinin sevgisinden emin olmayan züppe kılıklı adam, babasından sürekli azar işitir, işittiği azar kadar da para alırdı.

Parayı babası oğlunun banka hesabına yatırır ve mutlaka haber ederdi, hesabına şu kadar para yatırdım, diyerek…

Hesabına yatırılan para yüzünden babasına tek bir kez bile teşekkür etmemişti. Annesi ısrar etse de, baba değil mi, görevi onun, der sustururdu annesini.

Annesi bahçedeki havuzda sere serpe güneşlenirken, balkondan etrafı seyrediyor, anne sevgisinin çocuklarda ne gibi facialara yol açacağını düşünüyordu.

Tam o esnada: Kahveniz hazır beyim seslenişine kafasını kaldırdı ve mürebbiyenin elindeki kahve üzerine döküldü. Kahve üzerine dökülür dökülmez, bir çalı hışırtısı duydu çeşmenin başında ve ardından derin bir ohh sesi.

Elleri nasırlı kadın sırtındaki yükü yere bırakmış züppe kılıklı adama tuhaf tuhaf bakıyordu…

Adam gözlerini, gözleri ela olan kadına dikmiş, kadının gözlerine değil de alnına bakıyordu.

Kadının alnında ter vardı, haddinden fazla değildi, buna sevindi. Birkaç saniye sonra kafasına takıldı, yükü ağır ama teri fazla değildi…

Okuduğu fizik kurallarına ters bir durumdu bu…

Kadın eğilip çeşmeden kana kana su içecek, eşarbını çıkarıp saçlarını ıslatacak, serinleyecekti, öyle düşünüyordu adam.

Oysa çalı taşıyan kadınların çeşme başlarında öyle yapıp yapmadıklarını bilemezdi, yetiştiği şartlara bakılırsa…

Kadın adamın ayakkabısına baktı, ayakkabısı çamurlu iken daha sempatikti aslında, adam sileyim derken daha berbat etmişti o güzelim kundurayı.

Kadının gözünden düşmüştü birden adam…

Düzelteyim derken batıran cinslerden galiba, diye düşündü…

Hem çamurdan rahatsız olan bir züppe! Diye de ekledi, içinden…

Adamın olan bitenden haberi yoktu…

Ayağa kalkıp kadına doğru yaklaşıp, elini kadına uzatmadan;

Merhaba! Dedi.

Köylü kadınlarına el uzatılmayacağını tahmin etmesine şaşırdı kadın.

Selamına karşılık vermeden, çalısını bir çırpıda sırtına alıp, çeşmeden su bile içmeden uzaklaştı oradan…

Adam son model arabasının ardından, eski bir kilim ve semaver çıkardı.

Kilimi çimlerin üzerine serdi.

Ağaçların kuruyan dallarını bir köylü çabukluğuyla kırıp semaveri hemen yaktı.

Çay suyu fokurdamaya başlamıştı. Çayını demledi.

Arabadan iki tane de bardak çıkardı, tek başına!

Çayın demlenme süresine yetişir! Diye içinden geçirirken çamura bastı, ayakkabısı yeniden çamur oldu.

Kilimin üzerine ütülü pantolonuyla oturdu, ceketinin cebinden defter ve kalemini çıkarıp nasırlı bir el çizmeye başladı.

Tam o esnada bir ses: Benim ellerimi benden izinsiz neden çiziyorsunuz?

Kadının sesiydi, elinde ip, yeniden çalı getirmeye gidiyordu kadın.

Adam, şey sizin eliniz olduğunu nereden çıkardınız? Diyecekti ki bir kadının eline, bir de kâğıda baktı, her ikisi de nasırlıydı.

Kadın kilime oturdu…

Ayakkabılarınız çamur olmuş, dedi gülerek.

Adam şaşırdı. Şaşkınlığını gizlemeye çalışması adamı daha da gülünç duruma düşürdü.

Oysa az önce elinizle silmiş, daha da beter etmiştiniz güzelim kundurayı, doğal olamaz mısınız? Dedi kadın…

Bakın şimdi daha doğal görünüyor ayakkabınız…

Adam ter içinde kalmıştı. Çalı yükü olanın değil, mahcup olanın daha fazla terlediği bir köye geldiğinin farkına vardı…

Kadın teklifsiz bir şekilde kalktı, çayları doldurdu. Birini kendisine aldı, diğerini züppe kılıklı adama verdi.

Adam kafasını kaldırıp mürebbiyeye baktı, ziyanı yok, peçeteyle silerim ben ama fena yandım ha! Dedi omuzunu göstererek.

Yanacaksın, dedi mürebbiye!

Yanmadan olmaz!

Mürebbiyenin özür dilemesi de böyleydi. Bir derviş edasıyla yaklaşırdı küçük beye…

Kendisinden 15 yaş büyük olan bu kadının elinde büyümüştü adam.

Kadının hayatını ezbere bilirdi. En ince ayrıntısına kadar…

Kadının yaşadığı hayatı hikâyeleştirme derdine düşmüştü; yaşanan ya da yaşanması mümkün olan hikâyelerin “yaşanan” kısmıyla ilgilenerek…

Mürebbiyede sevmediği hiçbir özellik yoktu.

Ona her türlü sıfatla hitap ederdi. Yalnızca “ana ve abla” demezdi.

Mürebbiyenin dikkatinden de hiçbir şey kaçmazdı.

Omuzuna dökülen kahveyi silerken ellerini tuttu adam mürebbiyenin…

Öptü.

Ardından: Ben de elleri senin ellerin gibi nasırlı elleri olan bir kadını sevebilecek miyim? Dedi…

Mürebbiye gülümseyerek benim kızımın da elleri nasırlı, dedi adama…

Adam çayını yudumlarken başladı elleri nasırlı kadına hayat hikâyesini anlatmaya…

Babasından söz etti, annesinden söz etti. Yaşam tarzından söz etti. Köylülerin paraya, lüks yaşama meyilli olmasından mülhem bankadaki parası hariç her şeyden söz etti.

Sıra mürebbiyeye gelmişti ki, elleri nasırlı genç kadın çayın son bardağını doldururken:

O benim “Anam” olur, dedi.

Adam, artık benim de! Dedi…

 

 

 

 

 

PAYLAŞ

Yorum

Gazeteler

Şaşkın Kelimeler